May 23

Yaz aylarında sıcak havaya, özellikle de güneşe maruz kalan anne adayları, farkında olmadan bebeklerini sıkıntıya sokuyor! Anne terleyerek vücut ısısını atar ama bebeğin terleme şansı olmadığı için içeride ciddi bir sıkıntı yaşar..

Hamileliğiniz yaz aylarına denk geliyorsa, üzerinde dikkatle durmanız gereken konular olduğunu da bilmelisiniz! Güneşe çıkmanın, bir daha geçmeyecek lekelere sebep olması, sıcağa maruz kalmanızın aynı zamanda terleme şansı olmayan karnınızdaki bebeğinizi sıkıntıya sokması; bunlardan sadece birkaçı… Bütün bunların yanı sıra sıvı alımını artırmak, ayakları hep uzatmak, açık renk giysiler seçmek ve terlemeye; dolayısıyla sıvı kaybına neden olacak boyuttaki egzersizlerden kaçınmak da çok önemli… Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağılığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Arıcı, yaz hamileliğinde dikkat edilmesi gereken tüm hususları GÜNAYDIN okurları için anlattı…

Bir anne adayına yaz hamileliğini mi, kış hamileliğini mi daha çok önerirsiniz? İdeal olanı yaz sonunda hamile kalıp, baharda doğum yapmaktır. Bunu planlamak o kadar kolay değildir aslında. Hiçbir sorunu olmayan bir çift, ‘hadi bu ay hamile kalalım’ diye ilişkiye girse bile o ay hamile kalma şansı yüzde 25-30 dolayındadır. Siz ağustos ayında hamile kalmak isterseniz, yüzde 25 şansınız vardır. Bu da çok yüksek bir şans değildir. Bir hamilelik üç mevsimi kapsar. Hamileliğin ilk üç ayına bakarsak; kusmalar ve mide bulantısı yaşandığını görürüz. Bunlar da sıvı ve elektrolit kaybına neden olur. Eğer bu ilk üç ay, yaz aylarına denk gelirse, iki taraflı sorun olur. Sıcaklık ve aşırı terleme nedeniyle sıvı ve tuz kaybı daha da artar. İlk üç ayını sıcak yaz günlerinde geçiren anne adayları, bu yüzden çok sıkıntı çeker. Bunun yanı sıra, son üç aya baktığımızda da yine hareket kabiliyeti azalmıştır. Özellikle bacaklarda ve ellerde şişmeler olur. Son üç ayda rahatsızlık riski artar.

BAHAR AYLARI EN UYGUNU
Sizce doğum için en uygun mevsim ne zamandır? Bilimsel olarak pek araştırılmamış bir konu ama kişisel görüşüme göre doğanın da canlandığı bahar ayları bence en uygun aylardır. Memeli hayvanlarda bahar aylarında doğum artar, fakat insanlar doğayı bu açıdan yenmiş durumda. Gerek beslenme, iklim şartlarından kendilerini koruma sayesinde mevsimlerin bu etkileri artık gözlenmiyor.

Yazın hamilelik şansı daha mı fazla artıyor? Hava sıcaklığı kadının ya da erkeğin doğurganlığını etkiler mi? Yaz aylarında doğurganlığın etkilendiğini zannetmiyorum. Ama tatil ortamı olması nedeniyle cinsel ilişkiler artar. Stresin azalması, rahat ortamın olması cinsel ilişkilerde artışı sağlar; bu da hamile kalma şansını yükseltir. Soğuk aylarda sperm sayısı daha artar ama sıcaklarda erkeklerin sperm sayısındaki düşüşe karşı büyük bir etki yaratmaz.

Tüp bebek yapma oranı yazın ya da kışın etkilenir mi? Tüp bebekte hamilelik oranları fazla değişmez, düz bir çizgi takip eder. Laboratuvarda döllenme olduğu için insanlar her mevsim tüp bebek sahibi olabiliyor.

Şu dönemde hamile kalmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz? Hamile kalmış olan ve kalacak anne adaylarının, vücuttan aşırı su kaybına karşı hazırlıklı olması gerekir. Çünkü su vücudun can damarıdır. Gerekli sıvı ihtiyacını karşılama konusunda daha titiz davranmalılar. Sıvıyı sadece su olarak değil, tuzlarla birlikte almalılar. Günde en az iki litre sıvı alınması gereklidir. Bunun en azından bir bardağı ayran gibi tuzlu bir içecek olmalı. Potansyumdan yana zengin meyveler yenmeli. Bu bu mevsimde kayısı ve şeftali; kışın ise muz tüketmelerini öneririm.

LEKELER OLUŞABİLİR DİKKAT!
Yazın doğum yapanlarda erken doğum riski yükseliyor mu? Çok sıcaklar bebekte anomalilere neden olabilir. Dolayısıyla ilk üç ay hamileliklerde aşırı derecede sıcak ortamlardan kaçınılmalı. Güneşte çok kalınmamalı. Erken doğumlar yazın artmaz ama bazen bunaltıcı havalar dediğimiz havalar hava basıncının düştüğü zamanlardır. Çok cüzi de olsa o dönemlerde su keselerinin biraz erken açılması gözlenir.

Sizce hamileler denize girip güneş banyosu yapabilir mi? Güneş altında kalmayı önermem; çünkü deride leke yapar. Bunlar kalıcı lekelere dönüşebilir. Hamilelikte derinin bazı kısımları koyu renk alır ve güneş lekeleri de belirginleşir. Temiz deniz ya da havuzda yüzmelerinin hiçbir mahsuru yoktur. Ama mutlaka gölgede durmaları gerekli. Koyu renk mayo ile uzun zaman karın bölgesini güneş altında tutmamalıdırlar.

Bebek anne karnında terler mi? Hamilelerin prokestoron hormonu nedeniyle vücut ısıları yarım derece yükselir bu nedenle ısıdan daha fazla rahatsız olabilirler. Hamileler terleyerek bu ısıyı vücutlarından atabilir ama bebeğin terleyecek yeri yoktur. Ama bebek, annenin hissettiği ısıyı aynen hisseder. Bu nedenle hamilelerin serin yerleri tercih etmesi gereklidir. Ancak bunun için klimayı çok tavsiye etmiyorum. Aşırı sıcaktan soğuk ortama geçmek, bebeğin bağışıklık sistemlerini bozabilir.

May 23

Tatile çıktığı andan itibaren işe döneceğini düşünüp ‘işe başlamaya şu kadar kaldı’ diye takvimi kolluyorsanız, döndüğünüzde tatil depresyonuna girebilirsiniz, dikkat!..

Psikiyatrist Doç. Dr. Kemal Sayar, tatil depresyonuyla karşılaşmamak için gün boyunca keyif alınan ve yıl içinde yapmaya fırsat bulunamayan aktivitelere ağırlık verilmesi gerektiğini söylüyor…

* İdeal bir tatil sizce ne kadar süre olmalı ve kişiler bu süreçte yılın yorgunluğunu üzerinden nasıl atmalı? Tatil sürecinde yorgunluğumuzdan arınmak isterken aynı zamanda işimizden ve çalışma hayatımızdan da soğumayacağımız bir dengeyi sağlamamız gerekir. Bu nedenle tatil süresinin çok kısa olmaması gerektiği gibi, çok da uzun olmamalıdır. Ortalama iki haftalık tatil süreci bu anlamda yeterlidir.

UYKU DÜZENİNE DİKKAT

* Tatil, ‘dinlenmek’ olarak mı açıklanır? Tatil, dinlenmekten çok rahatlama ve gevşemeye denk gelen bir kavramdır; bir nevi mola gibidir. Çünkü dinlenme kavramı, çoğu kişinin zihninde daha fazla uykuya zaman ayırma, daha az faaliyette bulunma gibi anlamları çağrıştırmaktadır. Oysa tatile çıkarken amaç, yıl boyunca yaşanmış tatsız olaylardan arınmak, tekrar çalışma sürecine enerji toplamış olarak başlamaya hazırlanmak olmalıdır. Tatilin amacı insanın rutin uğraşılarından sıyrılıp yeni düşünce ve duygulara yer açmasıdır.

* Tatil değerlendirmesinde en sık yapılan hata nedir? İki yanlış algıdan söz edebilirim. Bir tanesi, tatili bol bol uyuma ve tembellik yapma olarak görmekten kaynaklanır. Uyku ve yeme düzenleri tamamen değişen bu insanlar, tatil dönüşü yaşantılarına ayak uydurmakta bu nedenle ciddi zorluklar yaşar. Bir diğer yapılan yanlış ise tatile büyük umutlarla çıkmaktan kaynaklanıyor. Kusursuz bir tatil planı yapan insanlar, gerginlik ve streslerinden kurtulmak için tatillerinde en ufak aksiliklerden bile rahatsızlık duyarak çok daha gergin günler geçirebiliyor.

* Kişiler tatil sonrası işlerine ve normal yaşamlarına nasıl adapte olmalı? Tatil süresinde uyku ve yeme düzenlerini ciddi boyutta bozmayacak şekilde davranmak temel kurallardandır. Ayrıca kimi insanlar tatilden döner dönmez işe başlamaktan rahatsızlık duyar. Bu nedenle tatilden bir-iki gün önce dönüp eski düzene adapte olmaya çalışmak faydalı olacaktır. Bir de zihinden ‘kimbilir işte ne çok şey birikmiştir’ gibi olumsuz düşünceleri uzak tutması gerekir.

* Tatil sonrası depresyonu en çok kimlerde görülüyor? Özellikle geri döndüğünde kendini bekleyen işlerle ilgili olarak kuruntuları olan insanlarda daha fazla görülür. Bir de beş yıldızlı otellerde masalsı bir tatil yapan insanlar, orada kendilerine sunulan hizmetin büyüsüne kapıldıklarından, tatil dönüşünde masalın bitmesiyle hüsrana uğrar. İşlerini sevmeyen kişilerde de tatil sonrası depresyon görülebilir.

ÇOK ALKOL ALMAYIN

* Durumun aşılması için önerileriniz neler? ‘Şimdi’yi yaşamak ve o andan zevk almak, geleceğe umutla bakmak, içinde bulunulan günü geçmiş güzel günlerle kıyaslayıp hüzne kapılmamak, bazı maddi kaynak gerektirmeyen aktiviteler yaratmak, denizi seyretmek, yürüyüş yapmak, balık tutmak fayda sağlayacaktır. Çok fazla alkol almamak da gerekir; çünkü alkolün depresif duyguları tetikleyen bir yapısı vardır. Yeni aktivitelere katılmak, ilgili ve destekleyici insanlarla beraber olmak, uzun zamandır görüşülememiş eski arkadaşlarla görüşmek, aşırı harcamalardan kaçınmak; tatil sırasında ve sonrasında hissedilen depresif duygularla başa çıkmada etkili olacaktır.

May 23

Yemeden içmeden kestiren, elleri ayakları birbirine dolaştıran aşık olma halinin bütün suçu beynimizde! Kiminle tutku dolu bir aşk yaşayıp, kimden tiksineceğimizin kararını da beyin kabuğumuz veriyor..

Adı ‘aşk’la bütünleşen İtalyan çapkın Casanova, modern çağın aşk ve tutku araştırmalarına esin kaynağı olurken; GEO dergisinin temmuz sayısında ‘aşk ve ihtirasın kökeni’ konusu, enine boyuna ele alındı. Ines Possemeyer tarafından kaleme alınan yazıda, tutkunun tarihsel geçmişine de yolculuk yapıldı. Aşkın aslında ‘adrenalin’ kaynaklı kimyasal bir olay olduğunun vurgulandığı yazıda; “Neden şu kişi kanımı kaynatıyor da diğeri antipatik geliyor?” ve “Öpüşmek nasıl böyle büyük bir haz veriyor?” gibi sorular da, araştırmacılar tarafından yanıtlandı. İşte, geçmişte ‘büyü’ olarak tanımlanan ‘aşk’ ve yürekleri hoplatan ‘ihtiras’ın bilimsel yorumları…

ÖPÜŞME ÜZERİNE FARKLI GÖRÜŞLER

Pek çok uzman öpüşmeyi; ‘atalarımızın tendeki tuzu yalarken bundan zevk almaya başlamalarıyla gelişen’ bir davranış şekli olarak tanımlıyor. Seksolog Ernest Bornemann ise öpüşmenin insanlığın başlangıcından beri seksle ilgili olduğu görüşünü savunuyor. Bornemann’a göre; ilk çağlarda çiftleşirken birbirlerini ısıran çiftler, zamanla bunu öpüşmeye dönüştürmüş! Yabancı dudaklara duyulan açlığı; atalarımızın ağızdan ağıza beslenme pratiği olarak açıklayanlar bile var. Amerikalı anatomi uzmanı David Berliner ise; öpüşmede kimyasal bağlantı olduğunu iddia ediyor.

ASLINDA BÜTÜN BEDENİMİZ EROJEN
Vücuttaki uyarıcı bölgeler konusunda da farklı görüşler var. Jinekolog William Masters ve psikolog Virgina Johnson, genel inanışın aksine; vücuttaki erojen bölgelerin sadece ağız ve cinsel organlar olmadığını savunuyor. Masters ile Johnson, bütün bedenin erotik organ görevini gördüğüne inanıyor. Araştırmacı çiftin bulgularına göre; göğsün ya da boynun, ayak tabanı ya da el ayasının uyarılmasıyla da orgazm olunabiliyor. Tahrik olmanın kafada gerçekleşen bir şey olduğunu vurgulayan William Masters ve Virgina Johnson, “Bazen tek başına düşünce gücüyle bile orgazm olabilirsiniz” diyor!

KALBİMİZ DEĞİL BEYNİMİZ SEVİYOR
‘Kıştırtıcı bir kadın bedeninin görüntüsü, erkekleri hemen sekse hazır hale getirir’ iddiasının temeli de beyinde yatıyor. Uzmanlara göre; karşı cinsten beyne iletilen uyarılar, zeka ve belleğin merkezi olan beyin kabuğunda değerlendirmeye alınıyor. Karşıdaki kişinin güzel ya da çirkin olduğu yargısına bu merkezde varılıyor. Bedenin dokunuşlar karşısında tiksintiden mi yoksa zevkten mi ürpereceği kararı da yine beyin kabuğunda veriliyor! Bu bilimsel açıklama, “Neden şu kişiye kanım kaynıyor da diğeri antipatik geliyor” sorusunu gayet net cevaplıyor. Tümüyle biyokimyasal bir olay olan tutku, tüm bedeni harekete geçirirken, şehvetli bir öpüşme bile ‘beynin verdiği komutlar’ ile kadın ve erkeğin vücudunda sarsıcı değişimlere neden oluyor.

Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde diyetextra.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim kasvax@gmail.com diyetisyen diyet
Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın.