Yalnızca estetik kaygıyla yaklaşılan ‘tüylenme’ sorunu, çeşitli hastalıkların da habercisi olabiliyor. Gaziantep Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Göçmen’e göre tüylenme, hafife alınacak bir sorun değil: “Tüylenmeyi yalnızca bir estetik sorunu olarak görmek doğru olmaz. Çünkü kadındaki tüylenme artışına en sık yumurtalıkta oluşan kistler neden oluyor. Bu kistler, adet düzensizliğinden kısırlığa varan sorunlara yol açabiliyor.”
Tatilde deniz kenarında kalıp saatlerce güneşlenmek güzeldi… Peki bronzlaşmak uğruna güneşlenirken, cildinizi alarm düzeyine getirdiğinizi biliyor musunuz? En iyisi siz tatil dönüşü ilk iş olarak, evde bitkisel içerikli hazırlayacağınız nemlendirici maskelerle bakım yapın.
Yaz aylarında denize girmek ve bronzlaşmak uğruna saatlerce güneşte durmak, cildi SOS düzeyine getiriyor. Güneşin altında saatlerce kalmak, öncelikle cildin ihtiyacı olan nemi azaltıyor. Günlerce bakımsız kalan ciltler ise kuruyor. Tatil dönüşü aynaya baktığınızda bronz ancak kuru bir cilt yerine ışıl ışıl bir ten görmek için maskelere sarılın. Tatil dönüşü aynaya baktığınızda daha mutlu olabilmek için evde yoğun nemlendirici içerikli bitkisel maskeler hazırlayın.
KAVRULAN CİLDE MASKE
Osmanoğlu Kliniği’nden Dermatolog Meriç Aksoy, kavurucu sıcaklar nedeniyle sadece tatile gidenlerin değil gidemeyenlerin de aynı derecede bakıma ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Aksoy, “Bugünlerde nem ve bakım ihtiyacı artar” diyor ve ekliyor: “Yazın evde uygulanan günlük bakıma haftada en az 1-2 kez nem maskesinin eklenmesi yerinde olur. Nem maskesiyle beraber, cildi soyucu ve temizleyici maskeler de sıkça uygulanmalı. Bu arada yaz boyunca kullanılan kremlerdeki koruyucular ve bronzlaştırıcılar, cilt altında birikintilere ve çok fazla ölü tabaka tutulmasına yol açar. Bu nedenle; soyan ve arındıran maskeler, yaz boyunca cildin daha temiz ve canlı kalmasını sağlar.”
HER MEVSİM BAKIM
Yoğun güneşte ve sıcak havada cilt damarlarının genişlediğine dikkat çeken Alman Hastanesi Dermatoloğu Belma Bayraktar da bunun ciltte sıvı ve nem kaybına yol açtığına dikkat çekiyor: “Tatil dönüşü cildimizin kuruduğunu, hatta kırıştığını fark ederiz. Bu; erken dönemde görülen reaksiyondur. Uzun vadede ise ciltte kolajen maddede yapı bozuklukları ve erken yaşlanma gözlenir. Bu nedenle; tatil dönüşü kullanılan kremler, yoğun nemlendirici ve besleyici olmalı.” Bayraktar’a göre, düzenli cilt bakımı yaptıranların da dikkatli olması gerekiyor: “Cildimizi güneşten korumadıkça, nemlendirmedikçe, güneşten ve denizden olumsuz etkilenecektir. Öncesinde iyi bakılmış olması; bu olumsuzlukların onarılmasını sadece kolaylaştırır.”
ÇİLLERE VE LEKELERE DİKKAT
Güneş ışığını ‘cildin erken yaşlanmasını artıran en önemli faktör’ olarak tanımlayan Dermatolog Aksoy, güneşin ciltte istenmeyen lekeler, çiller oluşmasına yol açtığı uyarısında da bulunuyor: “Güneşte haşlanma sonucu oluşan ‘efelid’, çillerden daha büyük ve koyu renkli lekeler şeklinde gözlenir ve kış aylarında bile kaybolmaz. Bu nedenle; yıpranmış cilde nemlendirici, besleyici bakımlar yaparak öncelikle kaybettiği nemi geri kazandırmak gerekli.” Bayraktar ise lekelenmelerden ve çillerden kurtulmak için şu tavsiyelerde bulunuyor: “Lekelenmeleri hafifletmek için önce çeşitli peeling ürünleriyle işe başlayıp haftada 2 gün yoğun nemlendirici maskeler, nemlendiriciler uygulanmalı. , E ve A vitaminli gece gündüz kırışıklıkları giderici polipeptitler, anti-aging kremleri ve serumların uygun olanı seçilerek kullanılmalı.”
Hem kitabımdan, hem de önceki yazılarımdan pek çoğunuz, Amerika’da yaşadığımı ve Beyaz Saray, American Univercity, Savunma Bakanlığı, hastaneler, USA Today Gazetesi, Time Dergisi ve Simithsonion müzeleri gibi kurumlarda yoga öğretmenliği yaptığımı biliyorsunuzdur. Bu yüzden Türkiye’deki okurlarımdan yoga ile ilgili çok mail alıyorum. Son zamanlarda da ‘yoga’ ile ‘pilates’in farkını ve hangisini tavsiye ettiğimi soran pek çok okurdan mail almaya başladım. Egzersizin yararlarından bahsedildiğinde; genellikle ya kasları kuvvetlendirmek için ağırlık kaldırma veya kardiyovasküler dayanıklılığı artıracak, kalori yakacak aerobik aktiviteler akla gelir. Ancak son yıllarda değer vermeye başladığımız başka bir yönü de var egzersizin. O da; esneklik, koordinasyon, duruşu düzeltme ve tabii ki stresten arınma. ‘Egzersizin bu yönü önceden önemsizdi’ demek istemiyorum ama son zamanlarda yoga ve pilates’in artan popülaritesi ile bu tip faydalar daha da öne çıktı. Onun için bu hafta her ikisinin arasındaki farkı anlatmaya çalışacağım.
ARADAKİ FARK TAMAMEN FELSEFİ
Yoga, tabii ki uzun yıllardır Amerika’da popüler, Türkiye’de de epey yayılmaya başladı. Ben on küsur senedir yoga öğretiyorum ve öğreniyorum. Geçirmiş olduğum ağır bir trafik kazasından sonra doktorlarım aktif bir spor yapamayacağımı söylerlerken, ben yoga yapmam sayesinde fiziksel ve zihinsel gücümü artırdım ve ‘kendimi en sağlıklı hissettiğim dönemdeyim’ diyebilirim. Vücudu sıkılaştıran, toparlayan ve düşünceyi sakinleştiren etkisi tartışılmaz. Pilates de daha yeni bir trend. Hangisini tavsiye ediyorum sorusuna cevap; sizin egzersizdeki amacınızın ne olduğuna göre değişir. Her iki sistem de kuvvet ve esneklik sağlıyor vücuda. Ama fark; fizikselden ziyade felsefi… Önce yogayı ele alalım. Yaşadığımız tüm stres, vücutta düğümler oluşturur ve gerginlik yaratır. Bu düğümler, nefesle gelen enerji akışını bloke ederler. Tıpkı bir bahçe hortumu gibi; büktüğünüz yerde suyun akışı durur, vücut rahat ve açıkken, iyileştiren enerji bütün vücuda yayılır. Bu enerji, vücutta ne kadar rahat dolaşırsa, kendinizi de o kadar sağlıklı ve enerjik hissedersiniz. İşte yapılan yoga hareketleri ile vücudu esnetip, kuvvetlendirerek, fiziksel gerginliği atarak, bu düğümlerin kronikleşmesini engellersiniz. Ancak yogadaki bu duruşlar, her ne kadar fiziksel olarak vücudunuzu sıkılaştırsa da asıl amaç; düşüncenin rahatlamasını sağlamaktır. Hareketleriniz ve nefesin arasındaki uyuma bir süre sonra vücut alışmaya başlayınca, bu denge, uyum ve sakinliği; hayatınızın diğer yönlerine de uygulama ihtiyacınız artmaya başlar. Bir saatlik derslerimden çıkanları bir görün; sanki bulutların üstünde yürüyorlar. USA Today gibi rekabetin ve yoğun stresin çok yüksek olduğu kurumlarda çalışanların tepkileri de benzer. Öğlen saatindeki yogadan sonra, günün geri kalan bölümünde patronlarından, işin stresinden ve çalışma arkadaşlarının negatifliklerinden daha az etkilendiklerini söylüyorlar. Diğer yandan pilates, fiziksel kondüsyonu artırmakta oldukça etkili. Yaratıcısı Joseph Pilates, 1. Dünya Savaşı sırasında sakatlanan askerleri güçlendirmek ve rehabilite etmek için geliştirmiş. Pilates egzersizlerinin amacı; karın ve sırt bölgelerini eşit oranda güçlendirip, vücudumuzun üst kısmında sağlam bir iskelet oluşturmak.
YOGA RUHA, PİLATES FİZİĞE…
Pilates tekniği özellikle dansçıların gözdesi olmuştur; çünkü düzgün duruşu desteklemek, kondüsyon ve hareketlerinin akıcılığını arttırmak için birebir. ‘Mat pilates’ (yerde yapılan egzersizler), şu aralar gerçekten popüler; hareketlerin pek çoğu yoga hareketlerine benziyor ve fiziksel kondüsyona önem veriyor. Yogada ise duruşlar ve nefesin uyumunu sağlayarak daha çok ruhsal değişim ön planda. Genel konuşursak; herhalde yoga nasıl hissettiğinizin, pilates ise nasıl göründüğünüzün, vücudunuzu nasıl taşıdığınızın üzerinde duruyor. Yani; enerji, kuvvet, esneklik ve vücudunuzda olduğu kadar beyninizde de yenilik istiyorsanız ve kas yapmak sizin için o kadar mühim değilse, yogayı seçin. Eğer daha dinamik, kaslarınızı kuvvetlendiren, kondüsyonu artıran yeni ve değişik bir egzersiz arıyorsanız; cevap pilates olabilir. Aslında her ikisinden birisi olması da şart değil. Çünkü hiçbir sistem tek başına yeterli değil. Benim haftam yoga, yürüyüş, bisiklete binme ve 10 kiloya kadar ağırlık çalışmaları ile geçiyor. Öyle saatlerimi harcamıyorum ama her gün yarım saat, bir saat arası vücudumu kuvvetlendirmek, esnetmek, hissetmek; günün getirdiği stresle daralan ruhuma da iyi geliyor. NOT: İsim vermek istemiyorum ama özellikle İstanbul’da tanınmış bir kaç ‘yoga stüdyosu’na kendimi tanıtmadan girdim. Ne yazık ki; derslerde, öğrencilerin seviyesine bakılmadan çok zorlandıklarını ve başlangıç seviyesindekilere bile ağır hareketler yaptırıldığına şahit oldum. Eğitmeninizle önceden görüşüp, fiziksel rahatsızlıklarınızı önceden söylemeniz gerek. Eğer yapılan hareketlerle kendinizi iyi hissetmiyorsanız, lütfen vücudunuza saygı duyun ve dersi terk edin. Vücudunuzun ihtiyaçlarına daha uygun bir ders arayın. İlla ‘en tanınmış stüdyolar, en iyileridir’ diye bir şey yok. Eğitmeninize güvenmeniz, kendinizi yanında rahat hissetmeniz; onun ansiklopedik bilgisinden daha mühim.

Son Yorumlar