Haz 12

Yazın saklama koşullarına dikkat edilmeyen yiyecek ve içecekler özellikle çocuklar için tehdit unsuru olabiliyor. Uzman Dr. İbrahim Çelik, bozulmuş gıdaların veya suların içilmesi sonucu meydana gelen besin zehirlenmelerinin sıklıkla kusma ile başlayıp ishalle devam ettiğini belirterek, şu tavsiyelerde bulunuyor: “Hastalığın başlangıcından yani ilk kusmadan hemen sonra çocuğu yemeğe zorlamadan şekerli ve tuzlu su hazırlayıp verin. Ayran, yoğurt, ıhlamur, elma suyu, çay da kaybedilen sıvının karşılanması için kullanılabilir.”

Haz 12

Menopoz; kadın hayatının doğal bir evresidir. Ateş basması, kalp çarpıntısı, aşırı terleme, eklem ağrıları, cilt kuruluğu, uyku bozuklukları, depresyon, konsantrasyon ve hafıza güçlüğü, sinirlilik, vajinal kuruluk gibi çeşitli sıkıntılardan, kalp damar hastalıkları ve kemik erimesi gibi ciddi sağlık problemlerine kadar bir dizi sorunu beraberinde getirir. Genelde 45-55 yaşları arasında, östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salgılanmasının durmasıyla, her kadının farklı fizyolojik ve psikolojik boyutlarını yaşadığı bu doğal sürece girilir. Bu sebeple pek çok hekim hastalarına ‘hormon takviyesi tedavisi’ uygulamaktadır. Bu; eksilen doğal östrojenlerin yerini suni kadınlık hormonlarıyla doldurmayı amaçlayan bir tedavidir. Her hastaya göre özel olarak planlanan bu tedavi sonucunda menopozun belirtileri ortadan kalkar. Buna rağmen hekimlerin önemli bir bölümü, hala östrojen takviyesinin masumiyeti hakkında ciddi kuşkular taşımaktadır. Kimi uzmanlar ise ‘klasik’ hormon tedavisini istemeyen hastalarına, temelinde ‘fitoöstrojenler’ olan tedaviler önermektedir. Bunlar; suni östrojenlere oranla etkileri oldukça sınırlı olan, ama yan etkileri de aynı oranda az veya hiç bulunmayan, değişik bitkilerden elde edilen doğal östrojenlerdir ve menopoza ilişkin pek çok sorunu çözmede önemli katkılarının olabileceği gösterilmiştir. Bilim dünyasının bu maddelere ilgisi; fitoöstrojenden zengin bitkileri tüketen toplumların, menopoz ve sonrasındaki dönemde, karşılaştıkları sağlık sorunları sıklığının az oluşunun gözlenmesiyle doğmuştur. Özellikle Uzakdoğulu kadınların, Batılılar’ın menopoz sonrasında oluşan yüzde 80′lik sağlık sorunları oranına karşılık, yüzde 18 gibi bir farkla daha nadir olarak bu sorunları yaşamaları; fitoöstrojenlere olan ilgiyi artırmıştır. Bu toplumlarda soya tüketimi oldukça fazladır. Soya, izoflavon adı verilen bir grup zengin fitoöstrojen içerir ve bu madde insanda östrojen reseptörlerine kolaylıkla bağlanarak etki gösterir. Fitoöstrojenler, yaklaşık 300 adet bitki türünde bulunur. Bilimsel anlamda, insan hormonlarına göre oldukça zayıf ama benzer östrojenik etkisi olan moleküller olarak tanımlanır. Dört ana grubu vardır: İzoflavonlar, lignanlar, kumestanlar ve laktonlar. En yaygın ve önemli iki grubu izoflavonlar ve lignanlardır. İzoflavonlar, özellikle soya fasulyesi, kuru fasulye, bezelye, mercimek, brüksel lahanası ve şarapta bulunur. Lignan grubu ise daha yaygındır: Zeytinyağı, ayçiçek yağı, susam, sarımsak, soğan, pirinç, ketentohumu, yerfıstığı, armut, kiraz, ahududu, böğürtlen ve şerbetçiotunda bulunur. Kumestanlar yoncada, laktonlar ise hemen hemen tüm bitkilerde, ama az miktarlarda bulunur. Son zamanlarda bilim dünyasını meşgul eden bu maddelerle ilgili çok sayıda araştırma yayımlanmıştır. ‘Clinical Endocrinology’ adlı bilimsel dergide, menopozdaki kadınların kemik yoğunluğu ile fitoöstrojen tüketimi arasındaki ilişkiyi gösteren çalışma ilgi çekicidir. Güçlü kemiklere sahip olmak için fitoöstrojen tüketiminin önemi ispatlanmıştır. Bir başka araştırmaya göre, kalp damar hastalıklarını önlemede izoflavon ve lignanlar önemli rol oynamaktadırlar. Kötü huylu kolesterol olarak adlandırılan ve damarların iç duvarlarında biriken LDL’nin azaltılmasında olduğu kadar, iyi huylu kolesterol HDL’nin kandaki düzeylerinin artmasında da etkileri olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyla bunlar, aynı zamanda güçlü anti-oksidanlardandır. Vücudun anti-oksidan enzimlerini harekete geçirirler. Fitoöstrojenlerin, laboratuar çalışmalarında, tümöral hücre gelişimini engelledikleri de tespit edilmiştir. Cilde ve metabolizmanın işleyişine katkıları da yine aynı oranda önemlidir. Pek çok açıdan dikkate alınmaya değer görülen bu maddelerin tüketimiyle ilgili, yine de dikkatli olunması; özellikle hormonal tedavide olanlar açısından bir kat daha önemlidir. Soya bazlı gıdalar, kimi ülkelerde değişik işlemlere tabi tutulduklarından, fitoöstrojenlerini önemli ölçüde yitirebilirler. Bu nedenle besin takviyeleri şeklinde eczanelerde satılan formları tercih edilmektedir. Ancak mutlaka bunların da jinekolog veya hormon hastalıkları uzmanı hekimlerin görüşü alınarak tüketilmeleri sağlıklı olacaktır. Yaşlanma etkilerinin geciktirilmesinde, menopoz ve bu dönemde karşılaşılan sorunların çözümünün de önemi açısından bugünkü konuyu bilginize sunmak istedim.

Haz 12

Doku uyuşmazlığı olmadan yapılan organ naklinde rekor kıran Akdeniz Üniversitesi, devrim niteliğinde bir ilke imza atıyor. Kan uyuşmazlığı olmadan da artık böbrek nakli yapılacak. Böylece yıllarca uygun böbrek bekleyen yüzlerce hasta hayata yeniden başlayacak…

Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, böbrek naklindeki son gelişmeleri anlattı:

* Kan uyuşmazlığı olmadan böbrek nakli yapılacak mı?
Kan uyuşmazlığı olmayan böbrek nakillerine 1989 yılında ilk olarak Japonya’da başlandı. 2001 yılı sonuna kadar Japonya’da 55 merkez kan grubu uyumsuz böbrek nakli yaptı. 19892001 yılı sonu arasında yapılan böbrek nakillerinin yüzde 10′u kan grubu uyumsuz nakiller. Sonuçları, erken dönemde, kan grubu uyumlu nakillerinden daha kötü çıkmış. Ancak uzun dönemli, yani 10 yıllık sonuçlar, kan grubu uyumu olan ve olmayan böbrek nakilleri arasında Japonya’da bir fark olmadığını göstermiş. Erken dönemde ret atağı oranları, kan grubu uyumu olanlara göre daha yüksek. Ama bu ret atağı, böbreğin kaybedilmesi anlamına gelmiyor. Bu sorun tedavi edilebiliyor. Ve Japonya’da bu yöntem giderek artan oranda kullanılmaya devam ediliyor.

* Neden kan grubu uyumsuz nakil yapılıyor?
Çünkü Japonya’da dini inanışlar nedeniyle kadavra organ bağışı yok denecek kadar az. Japonya’da temel organ kaynağı canlı vericiler. Ve yine Japonya’nın 120 milyonluk nüfusunda, diyalize giren böbrek hastalarının sayısı 219 bin 180. Bu nedenle Japonlar organ kaynağı aramaya başlayıp bu yönde öncülük yaptılar.

* Türkiye’de durum ne?
Türkiye’de bu yılın sonuna kadar n5 bin böbrek hastası olacağını tahmin ediyoruz. Buna karşılık Türkiye’de geçtiğimiz yıl yapılan kadavra vericili böbrek nakli sayısı yalnızca 275! Ondan önceki sene, yani 200n yılında, 2n3 kişiye kadavradan böbrek nakli yapıldı. 2003 yılında 177, 2002 yılında 189, 2001 yılında 162 ve 2000 yılında 192 böbrek hastasının hayatı kadavradan nakille kurtuldu. Yılda her yıl 6 bin böbrek hastası tespit edildiğini düşünürsek; kadavra verici oranının Türkiye’de ne kadar düşük olduğunu rahatça görürüz.

* Bu karamsar tablo karşısında ne yapmak gerekiyor?
Sınırlarımızı zorlamak zorundayız. Biz, Akdeniz Üniversitesi’nde Türkiye’nin sınırlarını zorluyoruz. Biz de Japonya ile aynı durumda olduğumuz için bu yönteme başvurmak zorundayız. Son beş yıldır kadavra böbrek naklindeki artış, ihtiyacı karşılamaktan uzak ve yakın gelecekte karşılayacak gibi görünmüyor. Kaldı ki dünyada en çok kadavra böbrek naklinin yapıldığı ABD’de de bu yöntem uygulanıyor. Böbrek hastalarına böbrek nakli yapmak için tüm sınırlar dünyada zorlanıyor. Türkiye’de de artık bu uygulamaları yaşama geçirmek zorundayız.

* Kan uyumu olmadan böbrek nakli yapılabilmesi; bugüne kadar yapılamayan hangi nakilleri mümkün kılacak?
Canlı vericili böbrek naklinden bahsediyoruz. Ailesinde kan grubu uyumu olmadığı için nakil yapılamayan pek çok hastamız var.

* Yasalarımız buna izin veriyor mu?
Yasal olarak kan grubu kısıtlılığı yoktur. Bizim yasalarımızda; hastanın kendisinin n’üncü dereceye kadar akrabalara kuzenler giriyor ya da evliyse eşiyle eşinin dördüncü dereceye kadar akrabaları yani hasımları canlı vericili böbrek bağışında bulunabilirler. Aralarında akrabalık bağı olmayan alıcı ve vericiler; organ nakli ekibinin tamamen dışında oluşturulan hastanelerin etik kurullarında, aralarında ekonomik ilişki olmadığına dair onay alırlarsa nakil yapılabiliyor. Yasanın ve yönetmeliklerin söylediği bu. Bunun dışında kan grubu ya da doku grubu uyumsuzluğuna dair bir kısıtlama yok. Kanuna göre, yalnızca organ alımı ve satımı, yani ticareti yasak.

* Ne zaman başlayacaksınız?
Alt yapımız tamam. Eylül ayında başlamayı düşünüyoruz. Bu yöntemin en fazla uygulandığı Tokyo Women Üniversitesi’ne eylül ayının ortalarında gidip, uygulamaları yerinde inceleyip daha sonra başlayacağız.

* Bu durumda böbrek nakli yapılamayacak ve verici olmayacak kimse kalmayacak mı?
Canlı vericide yapılamama kriterleri; vericide yüksek tansiyon, şeker hastalığı, verem, kanser gibi hastalıkların olması. Bu durumlarda verici olamayacağını söylüyoruz. Bu hastalıkları olmayan bir kişinin verici olması gerekiyor. Verici adaylarının yaklaşık 50 testle tüm vücudunu değerlendiriyoruz. Ve bu testler sonunda bir sorun çıkmazsa o zaman ‘böbrek bağışı yapabilir’ diyoruz. Bunun dışında doku uyumu ve yaş gibi sınırları kaldırdık. Bugün 76 yaşındaki anneden oğluna böbrek nakli yaptık. Doku uyumu bizim için bir sorun değil. Ve artık kan grubu bariyerini de aşmaya çalışıyoruz.

* Avrupa’da bunu uygulayan merkezler var mı?
Avrupa’da biz ilk olacağız. Ama Amerika’da Mayo Clinik’te ve Mineseto Üniversitesi’nde yapılıyor. Fakat temel olarak bu yöntemi tıp literatürüne sokan, Japon merkezleridir.

* Listelerinizde kaç hasta bu yöntemden yararlanacak?
Bizim bekleme listemizde 2 bin 200 hasta var. Biz de organ nakillerinin yüzde 10′unu bu şekilde yapabiliriz. Organ nakli yapılacak hasta sayısının, kabaca minimum yüzde 10 artıracağını düşünüyoruz. Türkiye’de 800 civarında böbrek nakli yapıldı ama yapılması gereken 3 bin 500 nakil var! 800 böbrek naklinin 250′sini biz yaptık. Canlı vericili böbrek naklini haftada 4 tane yapıyoruz.

* Kan uyumsuz nakil yapılacak hastalarınız belli mi?
Şu anda karı koca olan üç çift var aday. Onlar arasında deneyeceğiz. Amacımız; tıbbi bir engeli olmayan böbrek hastalarına böbrek nakli yapmak. Şuna inanıyoruz ki; böbrek yetmezliğinin temel tedavisi böbrek naklidir, diyaliz değil. Ameliyat olabilecek her böbrek hastasının, böbrek nakli olması gerektiğini düşünüyoruz. Önemli olan ameliyat tekniği değil, ameliyat öncesi ve sonrasında uygulanacak tedavi yöntemleri.


Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde diyetextra.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim kasvax@gmail.com diyetisyen diyet
Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın.