Haz 12

* Her kadının hayalini kurduğu bir düşüm gerçek olmak üzere; yakında anne olacağım. Ben anneliğin etraftan görerek öğrenildiğini, çocuğa karşı sevginin zamanla gelişeceğini düşünürdüm. Fakat daha bebek doğmadan fark ediyorum ki bu sevgi ve koruma benliğimizin en derinlerine kazınmış; aslında sonradan öğrenilecek pek bir şey yok. Bundan sonraki çabam sağlıklı ve iyi bir evlat yetiştirmek olacaktır. Bu nedenle ona daha yakın olabilmek ve yapabileceğimin en iyisini yapmak için çocuğumu emzirmek istiyorum; fakat arada bir anne sütüne dair ileri sürülen endişeler beni korkutuyor. Ne yapmak gerekiyor?

Çocuk sevgisi, düşünülecek ya da öğrenilecek bir şey değildir ve entelektüel hiçbir yanı yoktur. Tamamen içgüdüsel bir duygudur. İnsan, türünün devamını sağlayabilmek için en derin genetik kodlarının gereği olarak, çocuk yapmak ister, onları korur ve sever. Anne sütü de hem besin olarak hem de bebeğin duygusal gelişimindeki rolü itibarıyle en mükemmel beslenme yoludur. Fakat bilim dünyasının dikkatini son zamanlarda, küçük ama can sıkıcı bir sorun çekmektedir; anne sütünde küçük miktarlarda tespit edilen kimyasal atıklar. Peki nereden gelmektedir bunlar? Çevreyi kirleten kimyasal maddelerin bir kısmı doğada yok olmadan kalabilmektedir. Havaya, suya ve toprağa yayılan bu maddeler oradan bitki ve hayvanlara geçerler. Bunların yenilmesiyle de kendilerini insan vücudunda bulurlar. Ne şansızlıktır ki; girdikleri gibi vücuttan atılacaklarına yağlı dokulara saklanıp birikirler. Yağ ise anne sütünün önemli bir kısmını oluşturur; dolayısıyla yağda biriken bu kimyasallar anne sütüne de katılmış olur. Bizim yapmamız gereken, kimyasal zehirlerin, tarım ilaçlarının anne sütüne geçmemesi, çocuklarımızı etkilememesi için neler yapabileceğimizi tartışmaktır. Yapılması gerekenlerin başında, dünyaya karşı sorumluluğunu bilen ve toplumsal bilince sahip bireyler olarak çevresel kirliliğe karşı durmak geliyor. Toplumsal bir hareketten önce birey olarak neler yapılabileceği öğrenilmelidir; örneğin doğada parçalanamayan atıkların çoğalmaması için pazardan, marketten alışverişi file ile yapıp naylon poşet kullanmamaktır. Ulaşımda toplu taşımayı tercih edip tek kişinin seyahat ettiği arabalar yüzünden atmosfere yayılan zehirli egzoz gazlarını artırmamaktır. Global ekonomi tüketmek üzerine kurulmuş olsa da aslında tüketilen tek şey, yerine tekrar konulamaz dünyamızdır. Dünyada mutlu yaşayabilecek bir yer bulabilmemiz, ancak daha az tüketmekle mümkündür. Anne sütüne geçebilen kimyasal maddelerin bir çoğundan korunmanın en önemli yolu; yiyip içtiklerinizden geçer. Fakat bu sadece emzirme döneminde yenilip içilenler anlamına gelmemektedir. Çünkü birçok kimyasal atık bedenimizde yıllar içinde birikir, atılmaları da aynı şekilde yıllarca sürebilir. Anne sütü ile beslenme her bebeğin hakkıdır ama anne sütünü sağlıklı tutmak da bizim görevimizdir. Genel olarak hamile olan, hamile kalmayı planlayan ya da süt veren anneler için şu tavsiyelerde bulunulabilir:

* Sigaradan, alkolden uzak durun.

* Evde ve bahçede böcek ilacı kullanmaktan kaçının.

* Boya, tiner, su bazlı olmayan yapıştırıcılar, mobilya cilaları, egzoz gazı, oje ya da saç boyasından uzak durun.

* Kuru temizleyicilerden ve yeni kuru temizleme yapılmış eşyalardan kaçının.

* Dengeli beslenin.

* Kılıç balığı, köpek balığı, kalkan balığı, ton balığı, somon gibi derin su balıklarından ve kirli bölgelerden yakalanan yerel balıklardan; etlerinde yüksek oranda kurşun ve PCB bulunabileceği için kaçının.

* Mümkünse doğal olarak üretilmiş organik gıdaları tercih edin.

Haz 12

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) raporuna göre; vücudun herhangi bir bölgesini etkileyebilecek 100′den fazla kanser tipi bulunuyor. Rapora göre, 2005 yılında dünyada 7.6 milyon kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Bu rakam, aynı yıl dünyadaki ölüm vakalarının yüzde 13′ünü oluşturdu. Önlem alınmadığı takdirde kanser nedeniyle, önümüzdeki 10 yıl içinde 84 milyon insanın daha hayatını kaybedeceği öngörülüyor. Kansere bağlı ölümlerin yüzde 70′ten fazlası, düşük ve orta gelir grubu olan ülkelerde görüldü. Dünya üzerinde erkeklerde en sık ölüm nedeni olan 5 kanser tipi; akciğer, mide, karaciğer, kalın bağırsak (kolorektal) ve yemek borusu olarak sıralandı. Raporda, dünyada kadınlarda görülen ve en fazla oranda ölümle sonuçlanan 5 kanser tipinin ise meme, akciğer, mide, kalın bağırsak (kolorektal) ve rahim boynu (serviks) kanseri olduğu belirtildi.

Haz 12

Ülkeler, böbrek nakli listelerini sıfırlayabilmek için kendi sistemlerini geliştiriyorlar. İran, kurduğu sistemle yüzlerce böbrek bekleyen hastadan oluşan listesini sıfırladı. Türkiye de listesini İran modelini uygulayarak hiç değilse azaltabilir mi?

Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, böbrek naklindeki son gelişmeleri anlattı:

* Böbrek nakli sorununu dünyada tamamen çözen bir ülke var mı?
İran var. İran’da 200n yılında yayınlanan bilimsel bir makaleye göre; 2002 yılının sonunda kontrollü ve ödüllendirilmiş bağış sistemiyle, İran 2002 yılı sonunda İran böbrek nakli bekleme listesini sıfırladı.

* Başka ülke örneği var mı?
Amerika’da organ alışı ve satışı, yani ticareti, dünyadaki bütün ülkelerde olduğu gibi yasaktır. Ve Amerika’da kadavra vericili böbrek nakli, tüm böbrek nakilleri içindeki oranı 1988 yılında yüzde 73′ken, bu oran 2000 yılında yüzde 50′nin altına indi. Diğer bir deyişle; canlı vericili böbrek nakilleri çok hızlı bir şekilde artmaya başladı. 2000 yılında tüm canlı vericili nakillerin yüzde 1n’ü, eş dışı eş olmayan akrabalık bağı olmayan kişilerden yapıldı. Amerika’da yine arkadaşlar arası böbrek nakli yapılmasını kabul eden böbrek nakli merkezi oranı, 1999 yılında yapılan bir anket çalışmasında yüzde 93′e çıktı.

* Tehlikeli yönleri yok mu?
Akraba olmayanlar arasında yapılan böbrek nakli, iki ucu keskin bir bıçak. Bunun bir tarafında organ ticareti var ki; asla kabul edilemeyecek bir durum. Diğer tarafında da İran gibi ahlaki ve sınırları iyi saptanmış bir yöntemle, böbrek nakli bekleme listesinin sıfırlanması var. İyi bir yöntem geliştirilebilirse, şu anda böbrek bekleyen hastaların sorunları tamamı çözülebilir. Ama iyi bir yöntem geliştirilemezse, organ ticaretini de azdırabilecek bir metot.

* İran bu sistemi uygularken organ ticaretini nasıl engelleyebiliyor?
İran modelinde vericiler, devlet kontrolünde bir kuruma başvururlar. Bu kurumun adı Diyaliz ve Transplant Hastaları Derneği. Aynı şekilde alıcılar da bu kuruma başvuruyor. Uygun alıcı ve verici saptamasını bu kurum yapıyor. Daha sonra vericiye, devlet, sağlık güvencesi veriyor. Kurum ya da hasta tarafından belli bir miktar ödül veriliyor. Bu ödül miktarı kişiden kişiye değişebiliyor. İran’da bu modeli uygulayanlar, açıklamasını şöyle yapıyorlar: Örneğin bir asker, polis ya da itfaiyeci, toplumun iyiliği amacıyla çalıştığı için toplum ona bir maaş ödüyor. Bu felsefeyle bakıldığında; organını tanımadığı bir kişiye bağışlayan kişi de toplumun iyiliğine çalışmaktadır ve dolayısıyla birbirine benzer durumlardır diye düşünüyorlar. Bu nedenle ödüllendirilmesinin ahlak dışı olmadığını savunuyorlar. İran’da bu sayede, organ kara pazarını da ortadan kaldırdıklarını öne sürüyorlar. Kendilerinin belirttiğine göre; İran’da bu yöntemin geliştirilmesinin nedeni kadavra vericili organ nakli programlarının gelişememiş olması nedeniyle, çaresiz kalmaları. Birkaç kısıtlamaları var: İran dışından gelen bir alıcıya bir İran vatandaşından organ bağışı yapılmıyor, bunun tersi de geçerli. Yani mutlaka kendi vatandaşları arasında nakil olmak zorunda.

* Neden yalnızca kendi vatandaşları için bu sistemi uyguluyorlar?
Çünkü o zaman ticarete dönüşebileceğinden korkuyorlar. Zengin ülkelerden hastaların da gelip parasını ödeyerek nakil olabileceğini, böylece İran’ın bir piyasaya dönüşebileceğinden çekiniyorlar. İranlılar, kendilerini, ‘biz kendi vatandaşlarımız dışına açarsak o zaman bunun ticaretinin önünü açmış oluruz’ diyerek savunuyorlar.

* İran’da alıcı ve verici birbirini tanımıyor mu?
Bütün akraba olmayan vericiler, devletten sağlık güvencesi almalarının yanı sıra alıcıdan ve yardım örgütlerinin birinden ödül de alabiliyorlar. Ama bu doğru mu, değil mi, tartışılması gerekli. Çünkü bence bu nokta yanlış. Alıcı ve vericinin birbirini bilmemesi gerekli.

* İran’da parası olan insanların daha kolay organ bulması kolaylaşmıyor mu bu durumda?
Yayınladıkları bilimsel çalışmalarla; bu şekilde nakil yapılan hastaların yüzde 50′sinden fazlasının, düşük sosyoekonomik seviyeden hastalar olduğunu gösterdiler. Bu söylenince, nakil yapılabilecek hastaların zenginlerin olduğu düşünülebilir. Ama yine kendi yaptıkları araştırmalarda; alıcıların, böbrek nakli olan hastaların yarısından fazlasının fakir hastalar olduğunu gösterdiler.

* Dinen sakıncası var mı?
Dini boyutunu bilmiyorum ancak dini kuralların katı bir şekilde uygulandığı İran’da bile bu sistem uygulandığı için sanıyorum, dinen bir sakıncası yoktur.

* Size, tanımadığı birine organını vermek isteyen insanlar geliyor mu?
Maalesef her organ nakli merkezine olduğu gibi bize de sık sık işi ticarete döküp böbreğini satmak isteyenler başvuruyor. Bu kabul edilemez, yasal olmayan ve ahlak dışı bir yöntem. İran modeli, organ satışını içeren bir model değil. Ancak insanların karşılıklı talepleri varsa bunları bir sistem içinde değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen de rüyasında görüp sevaba için organ naklinde bulunmayı isteyen insanlar başvuruyor. Onlar hakkında son kararı etik kurul veriyor.

* Başka ülkelerde de buna benzer uygulamalar var mı?
Ülkeler kendi kültürel yapılarına göre çeşitli çözümler bulmaya çalışıyor. Bu bazen bize itici gelebilir ama her ülkenin kendi şartı önemli. Mesela Çin’de de idam edilen insanların organları parayla alınıp nakil yapılıyor. Mahkumlar kafalarına kurşun sıkarak öldürüyorlar. Kurşun sıkar sıkmaz da mahkumların organlarını naklediyorlar.

Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde diyetextra.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim kasvax@gmail.com diyetisyen diyet
Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın.