Erciyes Üniversitesi (EÜ) Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Neriman İnanç, diyetisyenliğin, büyüme, gelişme ve ömür boyu tüm bireylerin sağlığının korunması, geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması için beslenme biliminin ilkeleri doğrultusunda hareket eden bir sağlık meslek alanı olduğunu kaydetti.
Diyetisyenlerin, besin öğesi, besin ve beslenmeden kaynaklanan sağlık sorunlarını araştıran, değerlendiren, çözüm yolları bulan, var olan besin kaynaklarının ekonomi ve sağlık kurallarına uygun olarak kullanılmasını sağlayan kişiler olduğunu belirten Doç. Dr. İnanç, böylesine önemli görevler üstlenen diyetisyenlerin sayılarının azlığına dikkat çekti.
İlk defa 1961 yılında ILO (International Labour Organisation) tarafından meslek sınıfına alınan diyetisyenliğin Türkiye’deki tarihinin Hacettepe Üniversitesi ile başladığını ifade eden Doç. Dr. İnanç, şunları söyledi:
“1962 yılında kurulan Hacettepe Üniversitesi’ndeki bölüme sadece kız öğrenci alınmış, 1975 yılından itibaren erkek öğrenci de alınmaya başlamıştır. Halen, Başkent ve Erciyes Üniversitesi de kız ve erkek öğrenci alarak eğitimlerini sürdürüyor. Bugün, Türkiye’de yaklaşık 2000 diyetisyen, akademik çevrelerde, hastaneler, diyaliz merkezleri, çocuk ve yaşlı bakımevleri, ana çocuk sağlığı, halk sağlığı merkezleri, özel diyet-danışma poliklinikleri, toplu beslenme yapılan kurumlar, catering şirketleri, spor kulüpleri gibi özel veya kamu kuruluşlarında görev almaktadır”
ERKEK DİYETİSYENLER TERCİH EDİLİYOR
Doç. Dr. Neriman İnanç, son yıllarda Türkiye’de ve dünyada şişmanlık sıklığının artması ve sağlıklı olabilmek için beslenmenin öneminin ortaya konması nedeniyle diyetisyenliğe ilginin arttığını, erkek diyetisyen sayısını artırma çabalarına karşın, diyetisyenlikte kadın hakimiyetinin görüldüğünü söyledi.
Hong Kong’ta yapılan bir çalışmada, diyetisyenlerin yüzde 9′unun erkek olduğunun belirlenmesinin, kadınların dünya genelinde de hakim olduğunu ortaya çıkardığını belirten Doç. Dr. İnanç, şöyle devam etti:
“İş başvurularında özellikle bayan diyetisyen tercih edilmektedir. Bunun nedeni, kadınların özellikle zayıflama amacıyla diyetisyene başvurduğu ve kadınların birbirini anlamaları yönünde daha başarılı olabilecekleri düşüncesi ile olduğu ifade edilmektedir. Oysa karşı cinsten yapılan eğitim ve uygulamaların daha başarılı olabileceği yapılan gözlemlerle ortaya konmuştur. Zayıflamak isteyen kadınların erkek diyetisyenlerle daha başarılı sonuçlar aldığı ve erkek diyetisyen arayışında artış olduğu bir gerçektir. Kadınların erkek diyetisyenlerle daha kolay zayıflamasını psikolojik olarak görüyorum.”
ERKEKLER DİYETİSYENLİĞE YÖNELDİ
Doç. Dr. Neriman İnanç, önceleri erkeklerin bu mesleğe ilgi duymamalarının, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda sağlık personeli olarak görev yapan diyetisyenlerin aylık maaşlarının yüksek olmamasından kaynaklandığını ifade etti.
İş alanlarının artması ve kadınların erkek diyetisyen arayışlarına girmesi sonucu erkeklerin diyetisyenliğe yönelmeye başladığını belirten Doç. Dr. Neriman İnanç, 1998 yılında kurulan E.Ü Beslenme Bölümü’nden bugüne kadar 15 erkek diyetisyen mezun ettiklerini, halen 33 erkek öğrencinin de öğrenimlerini sürdürdüğünü kaydetti.
Son 2 yıldır ülkemizde ‘agresif’ bir zayıflama, rejim ve diyet kampanyası sürdürülmektedir. Bu kampanya, Batı ülkelerindekinin aksine, rejim öncesi hekim muayenesi yaptırılmadan ve zayıflatıcı rejim uygulaması hekim kontrolünde olmaksızın yapılmaktadır. Bu tür yanlış uygulamalar adeta bir moda şeklinde cereyan etmekte ve sonuçta şişmanlığın altında yatan tıbbi durumlar göz ardı edilmektedir. Bu kişilerde hem uygulanan rejim faydalı olmaz hem de hastada şişmanlığa neden olan hastalığın daha da kötü hale gelmesine neden olur. Şişmanlık sadece fazla yemek yeme sonucunda ortaya çıkmaz. Bazı ciddi hastalıklar da şişmanlığa neden olur. Bu hastalıklardan biri de tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm)’ dir. Tiroid hormon yetersizliği olan guatr hastalarının zayıflama rejimine girmeden önce muhakkak tiroid hastalığını tedavi ettirmeleri gerekir ve ancak bu tedaviden sonra zayıflama rejimin mümkün olabilir. Aksi halde boşuna uğraştıkları gibi sağlıklarını ciddi düzeyde tehlikeye atarlar. Tiroid bezesinin yetersiz hormon salgıladığı durumlarda şişmanlık ortaya çıkar. Bu şişmanlık, göz çevresinde, göbek etrafında ve daha çok vücudun alt bölümünde kendini gösterir. Aslında bu durum şişmanlık değil, bir çeşit ödemdir, ancak ödem olmasına rağmen su söktürücü ilaçlarla tedavi edilmez.
BAŞARI ŞANSI YOKTUR
Bu bilimsel gerçeği dikkate almadan yapılan zayıflama rejimleri hem sonuç vermez hem de hastalar için ciddi tehlikeler yaratabilir. Bu kişilere uygulanacak rejimin başarı şansı da yoktur. Kaldı ki “hızlı kilo verdirici” rejimlerde bazı merkezlerde uygulanan “vücuttan su atıcı” yöntemlerle bu hastaların hızlı sıvı kaybı nedeniyle zarar göreceğini de hatırlamak gerekir. Ayrıca, tiroid hormon yetersizliği sonucunda, şişmanlığa ilaveten, vücutta başka sorunlar da vardır. Örneğin bu hastalarda kolesterol düzeyi de çok yüksektir. Bu da, bu kişilerde şişmanlığa ilaveten beraberinde kalpdamar sistemi hastalıklarının da olabileceğine işaret eder. Dolayısıyla, kilo verdirici rejimlerin bir parçası olan fiziksel egzersiz bu kişilerde dikkatle planlanmalıdır. Bu nedenle; zayıflama rejimine girecek hastalarda öncelikle tiroid hormonu ölçümleri yapılmalıdır. Bu kişilerin öncelikle tiroid hastalığı yönünden tedavi edilmesi, tiroid hormon düzeyi normale geldikten sonra muhakkak uzman hekim kontrolünde kilo verdirici rejime alınmasını öneriyoruz. Tiroid hastalığı tedavi edilmeden çok katı rejimlerle kilo verdirilse bile, bu hastaların tekrar ve hızla eski kilolarına gelmesi kaçınılmaz olduğu gibi bu tür rejimler sırasında hastaların kalp ve böbrek gibi bazı önemli iç organlarının zarar görmesi de mümkündür.
Yemek yerken huzurlu olun
Ne yediğiniz kadar nasıl yediğinizde oldukça önemlidir. Acele, yorgun, rahatsız, mutsuz ya da üzgün bir ruh hali ile yemek yerseniz besininiz düzenli biçimde sindirilmeyecek ve tüm besleyici değeri kaybedilecektir. Zihin hayal kırıklığı içinde olduğu zaman tüm beden de aynı durumda olacaktır. İnsanların kızgınlık durumlarında çekilen mide ve karın bölgesi fotoğraflarında, midenin, şişkin, kabarık, katı, kırmızı renkli olduğu, hiç bir esnekliği ve doğal mide hareketlerinin de olmadığı görülmektedir. Zihin ve beden bu durumda sağlıklı bir sindirim gerçekleştiremeyecektir. Psikolojik olarak kendinizi kötü hissettiğiniz durumlarda yemek yemeniz besinleri düzensiz sindirmenizin yanı sıra sindirilememiş besinlerin bedeninizde çok zararlı asitler ve toksinler de üretmesine neden olacaktır. Bu nedenle mümkün olduğu kadar sakin bir durumda, huzurlu ve mutlu bir ortamda yemeye çalışın.
Bir öğünde çok değişik türde besin almayın
Çok değişik türdeki besinler sindirim sistemini zorlar ve zayıflatır. Bu nedenle bir öğünde dört çeşitten fazla besin almamaya özen gösterin. Yemeklerinizi mümkün olduğunca basitleştirin ve özellikle baharatlı yemeklerden uzak durmaya çalışın.
Yiyeceklerinizi tam olarak çiğneyin
Özellikle pirinç, ekmek, makarna gibi sindirimi ağızda başlayan besinlerin tükürükle karışması gerektiğinden iyice çiğnenmelidir. Tükürük yeterince alkalindir, bu nedenle besinle yeterince karıştırıldığında asidik besinlerin hastalıklı etkilerini nötrleştirmeye yardımcı olur.
Yemek yerken oturuşunuza dikkat edin
Sırtınız dik olarak oturursanız enerji omurganızdan kolayca akar ve sindirim organlarına hiç bir basınç yapmaz. Aslında sindirim için en iyi pozisyon bağdaş kurarak oturmaktır. Ayaktayken yemekten ve birşey içmekten kaçınınız.
Yemekten sonra bir süre dinlenin ve sağ burun deliğini açık tutun
Yemek yedikten sonra yorucu fiziksel ve zihinsel faaliyetlerden kaçının. Yemek sırasında bedenin tüm enerjisi, bedenin kan sindirim organları için gereklidir. Kanı fiziksel işler için kaslara veya yoğun düşünceyi sağlamak için beyne göndermek kişinin fiziksel ve zihinsel yeterliliğini azaltır, aynı zamanda sindirimi de engeller.
Bedende omuriliğin çevresinde halkalar çizerek geçen ve her bir burun deliğinde son bulan iki büyük enerji kanalı vardır. Soluk ağırlıkla sol burun deliğinden aktığı zaman, beden sakin, duyarlı durumda kalır. Ruhsal enerji bedende dolaşır ve zihin de bilincin daha duyarlı durumuna yükselir. Bu durum derin düşünce ya da meditasyon için çok uygundur.
Soluk, ağırlıklı olarak sağ burun deliğinden aktığı zaman, beden daha fazla ısıtılmış, zihinle beden fiziksel faaliyet için hazır hale gelmiştir. Bedenin sindirim için ısıya ihtiyacı olacağından, sağ burun deliği yemek sırasında ve yemekten sonra sürekli olarak açık olmalıdır. Yemek sırasında sağ burun deliği kapalı ve sol burun deliği açıksa kuru ve ağır besinler yememek daha iyidir. Çünkü bunları sindirmek daha güç olacaktır. Yemekten sonra soluğun sağ delikten akmasına dikkat ediniz, solunuza doğru yatmak da tavsiye edilebilir, bu sayede sağ burun deliği kendiliğinden açılacaktır.
Öğünler arasında yemekten sakının
Besinlerin midenizi terketmesi ve sindirim özsularının tekrar birikip sonraki öğüne hazırlanması yaklaşık olarak dört saat alır. Gün boyunca sürekli ve düzenli olarak yiyorsanız, mide özsuyu yeterli sindirim gücünü taşımayacak ve zayıflayan mide özsuyu besinleri kolayca sindirilmeyecektir. Günde dört öğünden fazla yemeyiniz.
Geç saatlerde yemeyin
Yatmadan önce yapılacak bir yürüyüş sindirime yardımcı olacak, sizi gevşetecektir. Geceleri uyumakta güçlük çekiyorsanız, bir bardak ılık süt için.
Her gün bol su için
Su, bedeni zehirlerden ve atık maddelerden temizler, saflaştırır. Sağlıklı bir kişi günde 3-4 litre su veya başka içeceklerden içmelidir. Hasta insanlar-özellikle deri hastalığı olanlar- günde 4 veya 5 litre su içmelidir. Çok su içemeyen bir insansanız hergün aldığınız su miktarını artırın. Yemek sırasında ise fazla su içmeyin, aksi taktirde sindirim salgıları seyrelir ve sindirim yavaşlar. İçtiğiniz suya biraz limon ve tuz katabilirsiniz.
Çok sıcak ve çok soğuk yemeyin
Çok sıcak besinler bedeni fazla ısıtır. Ayrıca sınırlı bir ısı aralığında çalışabilen sindirim enzimlerinin çalışmalarını engeller. Aynı zamanda sindirim sisteminin içini kaplayan mukus zarını da bozabilir.
Yemeğinizi yemeden önce biraz soğutun. Öte yandan, çok soğuk besinler ve serinleticiler de bağırsak kanalını büzüştürür, sindirimi çok zorlaştırır. Ayrıca boğazınıza da zarar verici etki yapabilir. Soğuk yiyecekler nazik soluk borularını büzüştürebilir ve onları daha duyarlı hale getirebilir. Çok soğuk içecekler içmenin yarattığı şok astım krizi veya başka herhangi bir alerjik reaksiyona sebep olabilir.
Bol temiz hava alın ve egzersiz yapın
Bedenin sindirim organlarını kuvvetlendirmesi, uyarması ve sindirimi kolaylaştırması için egzersiz yapmaya ihtiyaç vardır. Bedeniniz uyuşuk ve tembel bir durumdaysa sindirim faaliyetiniz ve tüm sağlık durumunuz rahatsız olacaktır. Çünkü sindirim ateşi bol miktarda oksijen “yakıt”ını gerektirir. Kabızlığın en iyi tedavi şekli her gün bol egzersiz yapmak, en azından hergün açık havada yürüyüşe çıkmaktır.
Her yemekten önce “yarım banyo” alın
Beden yemek sırasında ve yemekten sonra çok miktarda ısı üretir, bu nedenle yemekten önce serinletilmesi gerekir. Her öğün yemekten önce “yarım banyo” almalısınız.

Son Yorumlar