19
Menopoz ve getirdikleriyle yaşamayı öğrenmeniz gerekiyor. Menopoz, kadın hayatında önemli değişikliklerin meydana gelmesine neden olur. Hem ruhsal hem de fiziksel bu değişiklikler temel olarak vücutta yumurtalıklardan salgılanan östrojenin azalması nedeniyle ortaya çıkar. Ayrıca bu yaşlarda kalp ve damar hastalıkları ile menopoz kaynaklı osteoporoz (kemik erimesi) görülebilir.
50 yaş: yeni yaşama alışmak
Beslenme
Menopoz ve kalp-damar hastalıklarıyla baş etmenin, 50 yaşında da sağlıklı, kaliteli ve güzel yaşamanın en önemli yolu beslenmektir. Omega-3 yağ asitleri yönünden zengin besinleri tercih edin (somon, ton gibi yağlı balıklar, brokoli, semizotu gibi sebzeler). Antioksidan özelliklerinden faydalanmak için bol bol sebze ve meyve tüketin.

Her akşam 1 kadeh kırmızı şarap için; eğer içki ile aranız iyi değilse çekirdekli kırmızı üzüm (kuru da olabilir) yiyin.
Menopozun ve kemik erimesinin etkilerini azaltmak için phytoöstrojen içeren soya yağı ve soya fasulyesi tüketin.
Bitkisel kökenli östrojen hormonu phytoöstrojen içeren besinler tüketmek de özellikle bu yaşlarda çok etkilidir. Soya yağı ve soya fasulyesinde bulunan phytoöstrojen, menopozun kötü etkilerini azaltır, kemik erimesini yavaşlatır ve kötü kolesterolü kontrol altına alır.
Kemiklerinizi güçlendirmek için en önemli minerallerden biri de kalsiyumdur. Östrojen takviyesi almayan, menopozdaki bir kadının günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mgdir. En iyi kalsiyum kaynağı süt, peynir ve yoğurt gibi süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler de iyi birer kalsiyum kaynağıdır. Karnıbahar, brokoli, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez kalsiyum içeriği yüksek gıdalardandır. Limon, portakal, çilek, yumurta gibi besinlerde orta derecede, etler ve diğer taze sebze ve meyvelerde ise daha az derecede kalsiyum bulunmaktadır.
Bakım
YÜZ BAKIMI

Ne yazık ki, kozmetik ürünleri cildin sıkılığı ve çizgilerin silikleşmesi için artık eskisi kadar etkili değildir. Biyolojik saat daha hızlı çalışmaya başlamıştır. Ama yine de bazı kozmetik ürünler yüzeysel bir yumuşaklık ve satenimsi bir görünüm sağlar.
Bakım rutininize yani temizlik, nemlendirme, arındırma işlemlerinize düzenli olarak devam edin. Tercih edeceğiniz ürünler aktif içerikler açısından daha konsantre, yoğun kıvamlı, hücre yenilemeyi ve çizgileri hedefleyen türden olmalı.
Eğer kozmetik ürünleri sizi yeterice tatmin etmiyor ve kendinizi mutsuz hissediyorsanız, estetik cerrahi, lazer bakımı, kollajen enjeksiyonu veya botox gibi yöntemlerden yardım alabilirsiniz. Ama bu konularda iyi araştırma yapın, bilinçli olun ve mutlaka uzman hekimlerle işbirliği yapın. Unutmayın, önce sağlık!
Çene altında iyice beliren gıdığa gelince, dik durun ve o bölgeye dairesel masajlar uygulayın.
Yüzünüzde beliren lekeler için leke açıcı kozmetik ürünlerinden yararlanabilirsiniz. Çoğalmalarını önlemek için yaz-kış sokağa çıkarken yüksek koruyuculu bir güneş kremi kullanın.
VÜCUT BAKIMI
50’li yaşlarda cilt fazlasıyla nem ihtiyacı içindedir. Nemsizliği giderici yoğun ürünlerle günde birkaç kez nem takviyesi yapın. Özellikle sarkmaya daha çok meyilli olan kol içleri, bacak içleri, göğüsler, karın, kalça ve dizlerinize düzenli olarak masaj yapın ve yoğun içerikli sıkılaştırıcı ürünler kullanın.

Makyaj
Kaş hattınızı ihmal etmeyin. Silikleşmiş bir kaş sizi olduğunuzdan yaşlı ve yorgun gösterir. Eğer kaşlarınız seyrekse bir kaş kalemiyle rötuşlar yapın. Daha sonra çizgilerin doğal görünmesi için kaşlarınızı fırçalayın.

Yüzünüzde lekelenmeler varsa makyajdan önce bir kapatıcıyla onları kamufle edin. Daha sonra fondöten uygulayın.
Yüzünüzü ve göz çevrenizi asla çok pudralamayın, tüm çizgileriniz olduklarından fazlasıyla ortaya çıkar. Şeffaf pudralar tercih edin ve hafifçe uygulayın.
Makyajınızda, donuk ifade veren beyaz; çizgileri daha belirgin hale getiren sarı; yorgun ve soluk bir görünüm veren gri tonlardan kaçının. Abartılı ve yoğun makyaj yerine hafif ve ifadenize aydınlık katacak şeftali, pembe tonları tercih edin
19

İnsulinin kullanılmaya başlanmasından önce çoğu şeker hastası kadın için gebelik sorundu. Oysa bugün, geliştirilmiş, annelik ve doğum öncesi bakım sayesinde birçok şeker hastası anne eskisinden daha rahat bebek dünyaya getirebilmektedir.

Buna rağmen, eğer şeker hastası bir anne adayı iseniz, bebeğiniz, anneleri şeker hastası olmayan bebeklere nazaran daha çok risk altındadır. Anneleri gerek gebelik öncesinde şeker hastası olan, gerekse şekeri gebeliğin etkisiyle geçici olarak (hamilelik şekeri) yükselen çocukların ölüm oranı, anneleri şeker hastası olmayan çocuklardan daha yüksektir. Buna ilaveten, bu bebekler, solunum güçlüğü gibi problemler ve düşük kan şekeri değeri (hipoglisemi) gibi metabolizma anormallikleri ile doğmaya eğilimlidirler.

Eğer şeker hastası iseniz, bir uzmanın bakımına gereksiniminiz vardır. En verimli bakım, hamile kalmadan önce başlar. Doğum bozuklukları ya da bebeklerde başka problemler meydana gelmesi riskini en aza indirgemek için gerek doğumdan önce, gerekse hamilelik esnasında düzenli kontrol şeker hastası anneler için çok önemlidir.

Annenin şekerinin hangi dereceye kadar kontrol altında tutulduğu, bebeğin görünümü ile yakından ilintilidir. Şeker hastası annelerin sıkı kontrol altına alınması dolayısıyla, şeker hastası annelerin büyük kafalı bebek dünyaya getirmeleri bugün geçmişe nazaran daha azalmıştır.

Kilosuna bakılmaksızın, şeker hastası olan tüm annelerin bebekleri öncelikle bir yoğun bakım biriminde gözetim altında tutulmalıdır. Doğumdan sonraki 1 saat içinde şeker testleri yapılmalı ve bundan sonra sık sık tekrarlanmalıdır.

Bazı çocuklarda, eğer kan şekeri doğum sonrasında çok düşükse, damardan glikoz verilmesi gerekebilir. Bu değişiklikler geçicidir ve normal düzenlemeye birkaç gün sonra geçilir.

19

Çocuklardaki öğrenme bozuklukları ,çoğu zaman öğretmenler ve veliler tarafından zeka geriliğiyle karıştırılıyor. Çocuğunuz okumayı yazmayı öğrenemiyorsa,sağıyla solunu ayırt edemiyorsa , hemen geri zekalı diye damgayı basmayın.Belkide bu durum “disleksi” ,ya da öbür tanımıyla özel öğrenme bozukluğundan kaynaklanıyordur.Türkiye de yanlızca ilkokul çağında sayıları 1 milyon civarında olduğu tahmin edilen dislektik çocukların büyük çoğunluğu normal veya normalin üzerindeki düzeyde zekaya sahip. Disleksinin nedeni henüz tam olarak bilinemiyor, ancak beyne ait duygusal veya davranışsal bozukluktan kaynaklanan akademik becerilerde gerilik olarak tanımlanıyor. Erkek çocuklarda kızlara nazaran 4 kat daha fazla görülüyor.Türkiye de ise bu tür çocuklar genellikle hiperaktif (dikkat dağınıklığı olan) çocuklarla karıştırılıyor.

Metin 5 yaşında konuşmaya başlayabilmiş , okul çağının gelmesiyle de bazı sorunlarının olduğu ortaya çıkmış.Bütün arkadaşları okumaya başladığı halde o hala okumayı çözemiyordu.Harfleri ters yazıyor,ders dinlemiyor ve de “arkadaşlarıyla iyi geçinemiyordu.Çevresindeki herkez, annesi de dahil olmak üzere,onun geri zekalı olduğunu düşünüyordu.Metin bütün çabalara rağmen yanlış yazmaya ,sağını solunu karıştırmaya devam etti.Sınıf öğretmenin tavsiyesi üzerine özel öğretmen tutuldu.Ancak özel öğretmen de birkaç ders sonra artık gelemeyeceğini ,aksi taktirde cinnet geçireceğini söyleyerek ailesini daha da telaşlandırdı.Bunun üzerine annesi Metin i zeka testi uygulatmak üzere Cerrahpaşa Çocuk Psikiyatrisi bölümüne götürmüş. Sonuçta Metin in zeka seviyesinin normalin çok üstünde olduğu ortaya çıkmış ve buradaki uzmanlar Metin e doğru teşhisi koymuş : Dislektik.

Çoğunlukla normal ya da üstün zekalı çocukların “geri zekalı” damgasını yemesine neden olan disleksi genellikle okul çağında farkedilebiliyor.Ülkemizde de yeni yeni tanınan bu hastalığın, öğretmenler ve veliler tarafından yeterince bilinmemesi bu durumu daha da zorlaştırıyor.

9 yaşındaki Oğuz televizyondaki bütün açıkoturum ve belgeselleri başından sonuna kadar izliyor, araştırmacı,boş zamanlarını bilim ve teknik ansiklopedilerini okuyarak geçiriyor.Zeka düzeyi ise normalin çok üstünde. Ancak Oğuz okula başladığı ilk yıl, diğer dislektik çocuklar gibi ne okuyabilmiş ne de yazabilmiş. Annesi okuldan almayı düşünmüş,öğretmeni ise sabredin açılacaktır demiş. Oğuz şu anda okuma-yazma biliyor,ancak bazen ters yazıyor veya okurken satır atlıyor,yön bulma problemleri de halen geçmemiş.

Öğrenme bozukluğu olan çocukların sorunlarının derecesi farklı olmasına rağmen hepsinin ortak yanı ,normal veya normalin üzerinde zekaya sahip olmaları. Ancak okumayı-yazmayı öğrenmede ,harfleri ve sembolleri hatırlamada zorluk çekerler. Harfleri ters çevirirler 8 bal yerine dal, pasta yerine basta gibi ) veya kelimedeki haflerin sırasını değiştirirler (için yerine çini gibi) .

Heceleme hatası yaparlar, el yazılarının okunması çok güçtür. Ayrıca çok unutkandırlar. Okulda defterlerini ,kalemlerini , ödevlerini unuturlar. Sakar ve dalgın olabilirler. Matematik problemini siz sorarsanız çözer de ,kendisine verirseniz çözemez. Çarpım tablosunu öğrenmede zorlanır, ona 6->9 ,7->4 ,15->51 gibi görünür. Toplama yerine çarpma yaptığı ,toplamaya soldan başladığı görülür. Bazen yazıların aynada aksetmesi gibi ters yazarlar.

Türkiye de 5 yıldır bilinen disleksinin tedavisi mümkün. Zekaları normal veya normalin üzerinde olduğu halde akademik beceri kazanamayan bu çocuklar , uzman bir pedagogun katılımıyla uygulanan, grup veya bireysel terapilere katılarak tedavi ediliyorlar. Ama öncelikle teşhisi doğru koymak gerekiyor. Oysa disleksi Türkiye de öğretmen ve veliler tarafından yeterince tanınmıyor ,bu da işleri zorlaştırıyor. Milli Eğitim Bakanlığı , bu konuda ,1992 yılında rehber öğretmen ve diğer ilgili öğretmenlere,okullarda hizmet içi eğitim verilmesini kararlaştırdı. Bu konuda Davranış Bilimleri Merkezi çocuk psikoloğu Şeniz Pamuk şunları söylüyor: “Disleksinin ülkemizde tedavisi için çok az sayıda yer mevcut,ancak bazı hastanelerin psikiyatri bölümlerinde ve davranış bilimleri merkezlerinde bu konudaki uzman kişiler bu tedaviyi sağlıyabiliyorlar. Örneğin İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri bölümünde ,haftada bir gün ,birer saatten bireysel veya grup terapileri uygulanıyor.Çocuğun probleminin yoğunluğuna ve de motivasyonuna bağlı olarak, bazılarında 6 aylık bir tedavi yeterli olabilirken , bazılarında tedavi 3-4 yıl sürebiliyor. Genellikle bireysel olarak çocuk ve psikiyatristin ikili yürüttüğü tedaviye daha sonraları diğer çocuklar da eklenerek grup halinde sosyalleşme sürecine geçiliyor”.

Çevrenize baktığınız zaman her çocuğun farklı yapıda olduğunu görürsünüz. Kimisi hızlı koşabilir, kimisi yavaş, kimisi en güç problemleri kısa sürede çözer, kimisi daha geç. Boyları, saç rekleri, ağırlıkları hep farklıdır. Disleksili çocuklar da bu farklılıklara sahiptir. Bu çocukların da diğerlerinden farklılıkları öğrenme-algılama bozukluklarının olmasıdır.

İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Pedagogu Ümran korkmazlar, disleksinin ailelere ve öğretmenlere anlatılarak aydınlatılması gerektiğini söylüyor: “Beyin ilginç bir organımızdır ve yaş küçük olduğu oranda da elastikdir. Bu çocuklar okumayı yazmayı zorlukla öğrenirler ama öncelikle ailenin, öğretmenin ve arkadaşlarının anlayış ve desteğine ihtiyaç duyarlar. İyi kullandıkları yeteneklerini ön plana çıkarmak, atılacak ilk adımlardandır. Özel öğrenme bozukluğu Türkiye de ortalama % 5-10 civarında ,yani 40 kişilik bir sınıfta 2 çocukta disleksi var demektir. Bu çocuklara özel psiko-pedagojik yaklaşımla yardım edilmeli , disleksi bir hastalık değil de çözülmesi gereken bir yumak olarak görülmelidir.”

Dislektik çocuk;

• Harfleri ya da rakamları ters algılar.Örneğin 3 rakamını E harfi gibi,veya 6 rakamını 9 olarak görür,

• Okurken ve yazarken satırları veya sözcükleri atlar,

• Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunları vardır.Bu nedenle eşyalara çarpabilir,sandalyelerden düşebilirler,

• Yön tayin edemez,sürekli saği solu karıştırırlar,

• Benzer sesleri birbirine karıştırır,örneğin soba yerine sopa ,kova yerine kofa der,

• Günleri ard arda sayamaz,

• Ödevlerini yapmayı unutur,sürekli hatırlatmak gerekir,

• Kendisini çok zor ifade eder,kelimeleri sıralayıp,cümle oluşturmakta güçlük çeker,

• Önce-sonra ,dün-bugün gibi kavramları karıştırır,

• Arkadaşları ile olan ilişkileri genellikle bozuktur,

• Değişikliklere uyum sağlayamaz.

RSS Diyetisyen Takip Et
diyetisyen
Bu Güzel diyet sitesi sizleri diyet konusunda bilgilendirme amacı ile kurulmuş ve diyetisyen yorumlarına yer vermiştir.diyet konusunda verilen bilgilerin doğruluğu garanti edilemez Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde diyetextra.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim info@diyetextra.com diyet diyet
Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi info@diyetextra.com mail adresinden bize ulaşın.